Kafadan notunu verdim abi
Bu şehirde en çok karşılaştığım durumların başında yeni tanışılan bir kimse ile ilgili hiçbir bilgi, birikim olmaksızın kafadan bir kefeye konulması, sınıflandırılması gelir.
Bir kısım insanlar-Bana sorarsanız çoğunlukta-yeni tanıştığı bir kişiyle ilgili hemen bir kanıya ulaşmak isterler. Önce gözüyle şöyle bir süzer, üstün zekâsıyla, dış görünüşünden edindiği birkaç ipucuyla hemen karşısındaki ile ilgili bir fikre sahip olur, başka bir deyimle sahip oldukları üstün olayları ile kafadan notlarını verirler.
Genç bir delikanlının ayağındaki convers ayakkabı, üzerindeki kot pantolon ve T-Shirt’üne ve taktığı son derece şık gözlüğe bakarak ona “Serseri, babasının parasını yiyip dolaşıyor” diyebilir.
Caddede yürüyen endamlı, şık bir bayana kötü yakıştırmalar yapabilir, Bir insanı sırf memleketi nedeniyle aşağılayabilir. Bu kişiler için doğru olan sadece kendi düşünceleridir. İşin aslını bilmeden sadece sezgileriyle yaşamlarını doğada sürdürmeye devam ederler.
Hatta bazen çok ileri giderek sokakta yürüyen Puşili gençlere terörist bile diyebilirler. Yani diyeceğim, onlar için her şey kötüdür, pistir. Temiz olan, yüce olan sadece kendileridir.
Conversli gencin kendi işinde gücünde hayatta tek başına, dimdik ayakta durduğunu, caddeden geçen bayanın kendi halinde, gelecek kaygısı taşıyan bir birey olduğunu, memleketi farklı olan gencin aslında burada çok mutlu olmadığını ekmek derdinden burada olduğunu, puşili gencin memleketi için canını verebileceğini bilmezler, düşünmezler. Bekli de düşünmek istemezler.
Bu durum sona erer mi, nasıl sona erer? Diye düşünürken aklıma bir balıkçı hikâyesi geliyor. Tezgâhında balık satan balıkçıya bir müşteri; “Bu fiyat çok fazla kilosu şu fiyata olmaz mı diye” pazarlık etmek istiyor. Balıkçının cevabı şöyle oluyor; “O dediğin fiyat; ancak balık kavağa çıkınca olur”